T.C İç Anadolu Abesle İştigal Bakanlığı, Prezen Prezınlığının Seçtiği Kulağa İyi Gelen 10 Kelime
Romantizmini yapıp suyuna ekmek banmalı bir girizgâh,
Bazen bir kelimeyle tanışıp kendi hayatına dahil etmek ve kanıksamak garip bir aydınlanmayı beraberinde getiriyor: Sekiz bin dokuz yüz yetmiş kere buluştuğunuz bir dostunuzla ettiğiniz yedi yüz yirmi altı bin üç yüz kırk beşinci sohbetinizde bir anda ağzınızdan çıkan “temaşa et-”, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın suretinde, bi çay içip kalkışmışa döndürüyor insanı.
On altı yaşında, ölü edebiyat hocalarının sınavda çıkacak zoruyla okutturduğu Mai ve Siyah ya da Araba Sevdası yakayı öyle kolayca bırakmıyor. Fakat bu yaka bırakmama hali nostaljinin ağlaklığından değil de belleğin kıymetli bir halt yemesinden... Aklına gelebilecek her edimin bu denli sorumluluğunda yaşamak o kadar da bunaltıcı olmasa gerek iddiasını, kafatasının orta solundan hafif sağ yapınca bulacağın o mekanizmanın irdelemsine fırsat vermeden hemen kabul edelim. “Ben bu sözcüğü ettim de ben böyle biri değilim”in frekansında gerilmektense, kendiliğinden dilden dökülen bu kelimelerin yaşattığı çeyrek porsiyon tuhaflığında bi turlayalım.
Bu sözcük işlerine hangi peri bakıyorsa, kime ne atayacağının da farkındadır. Sen de anne-baba olunca anlarsından referansla ben böyle biri değilimdeki öyle birileri olunca anlarsınız lafının çiğliğinde emeği gözetmeye ve perilere minnet duymaya bağırıyorum.
1. Kompliman
Hoşa giden, gönül okşayıcı söz ya da nereden geldiğine şahit bile bulamayacağınız yağlama yıkamalar...
Bknz.: Komplimanlar, komplo hatta komple limbo.
Sallarken iştahlandığım bu cümlenin anlamı şu: Söylenen güzel sözlerin bir iltifat masumiyetinde ve yeni yetmeliğinde kalmaması ihtimali. Sizi böbürlendiren bir komplonun parçası mı olduğunu anlayamadığın; tamamen arada, belirsiz bir yerde kaldığın durum. Ya da arada kalmanın azabına yakın bir his.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin 1720 tarihli Paris Sefaretnamesi’nde “komplimento” biçimiyle yukarıdaki cümleden bir tık daha iyi kullandı.
Türkçedeki komplimansa, Fransızca compliment ve İtalyanca complimento ile bağlantılı.
2. Harelen-
Bir şeyin hareket etmesiyle ışığı, rengi ve parlaklığı değiştirmesi. Menevişlenmek.
Bknz.: Meşe ağacının yapraklarından süzülen altın renkli hareler, yanağımdan süzülen gözyaşlarıyla eş zamanlı ve sıcakçana hareket ediyordu.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
TDK’nin yayımladığı Bilge Karasu Sözlüğü üzerine bir söyleşide, Karasu’nun Türkçenin mevcut kök ve gövdelerinden yeni kelimeler üretme biçiminden bahsedilirken “dalgırlanmak” kelimesinin “harelenmek” anlamında kullanıldığı belirtiliyor.
3. Mazruf
Zarfın içine konmuş şey. Bir içinde olma hâli.
Bknz.: Zarfa değil, mazrufa bak sen.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
Zarf–mazruf ikilisi, eski Türkçe ve Osmanlıca düşünce dilinde özellikle biçim–içerik ilişkisini anlatmak için kullanılmış ve hatta Kamus-ı Türkî (1900)’de zarf içinde kullanılmanın yanı sıra “içerik” anlamında da kaydedilmiş. Bir metnin biçimi zarfsa, içeriği de mazruf gibisinden.
4. Püritan
Değişimi ve dönüşümü gereği arkasında çok da durulamayacak fakat kulağa hoş gelen bu kelime, 17. yüzyıl İngiltere’sindeki radikal Protestan hareketlerin mensubu için kullanılan bir ad. Dinî bir bağlamdan bağımsızlığını ilan ettiyse de aşırı ölçüde tutucu, ahlakçı, katı ve hoşgörüsüz gibi bir sıfata dönüşüyor.
Buraları iplemeyip sırf aynı harflerden bunda da var diye “pirüpak” referansını kullanarak başka bir anlam yapıyorum: Tertemiz ve saf olma eğilimi, tıpkı su gibi berrak olmak ya da o doğrultuyu izlemek. Namuslu ve duru bir yürek hâli.
Bknz.: Ellerindeki çizgiler; zaman, rüzgâr ve püritanlıkla iyi fakat ölüme yakın bir rast gelelikle derinleşiyordu.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
Yok, olursa söylerim.
5. Veryansın et-
Hiçbir şey düşünmeden saldırmak, yok etmek, bol bol harcamak veya acımasızca söylemek.
İçinde iki adet buyruk var: ver + yansın. Hâliyle veryansın edeceği tutan kişinin, özellikle o anda, dişleri elektrikli ve çok az düşünen biri olması şart. Geçirdiği tırnakların iyileşmesi zaman alsa da yarattığı kırgınlık silsilesi bellekte çoktan iki çekyat bi masa atmıştır. Kalıcıdır, yerinden edilmezdir.
Bu veryansın, yedi büyükbaş hayvan gücünde en az iki kişiyi evreninin iki ayrı kutbuna fırlatır. Aynı sokağın aynı köşesinde bir ucundan biri, diğer ucundan da diğeri gelse yine de kesişmezler. Açtığı tahribat sadece zamanın geçmesiyle fiziksel olarak soğur.
6. Tereke
Mirası andıran bu hukuk terimi, ölen kişinin geride bıraktığı bütün mal varlığı anlamına gelir. Eksi hesaptaysa o da dahil, borçtaysa o da dahil. Diş fırçası, bıyık makası, hamam parası, hepsi dahil.
Bknz.: Bu oğlunun bütün huyları, dedesinin terekesinden.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
Arapça taraka / تركة kelimesinden geliyor. tr-k / تَرَك = bırakmak, terk etmek. Türkçedeki terk etmek ile aynı kökten geliyor.
7. Mistifikasyon
Bir şeyi olduğundan farklı, gizemli, anlaşılmaz veya büyülü gösterme; yanıltıcı biçimde gizem yaratma. Ortada bir gerçek varsa onu örten bir anlatı kurma, adeta bir mit yaratma cinliği.
Orada burada satılacak / napacağını bilmeyeceğin bilgi
Fransızca/Latince üzerinden gelen mystique / mysticus ve nihayet Eski Yunanca mystēs (“gizli ayinlere inisiye olmuş kişi”) ve mystērion (“gizli/gizemli şey”)dan geliyor.
8. Sardonik
Özellikle acı, küçümseyici, alaycı ve kötü niyet sezdiren bir gülüşü anlatır. Gülüşün koca bir hiçlik hissettiren en namussuzu. Bu kelimede bellek geri geriye bulanarak gider, acımasızlık ve küçümsemeyi sezer.
Orada burada yanlışsa da kesin sat şu bilgiyi
Tabii, yanılma payını dile getiren bir nezaket iş çözer. Çikolata + vişne kombosu kadar olmasa da bilgi + yanılma payı iyidir. Cüret ateşle bükülürse daha kullanışlı oluyor. Gümüş gibi, bakır gibi, pirinç de olur.
Antik kaynaklarda Sardinia’da yetiştiğine inanılan bir bitki ile ilişkilendirilmiş vakti zamanında. Bu bitkinin zehirlenme sonucu yüz kaslarında gülümsemeye benzeyen bir kasılma meydana getiriyor ve buradan “gülümsemeye benzeyen ama aslında acı veren ifade” fikri doğmuş. İnanmamam için hiçbir sebep göremedim.
9. Raptol-
“Kapılmak”tan on dört yüz bin kat beter bir kendinden geçmek, bir şeyin tesiri altında kalmak. Büyük bir coşkuyla hayran kalmak.
Bknz.: Herkesçe kolaylıkla saçma bulunan şu fikirlerime o raptoluyor, kulaklarına doğru çekilen gözleri kaşlarına doğru yuvarlaklaşıyor ve ağzı yüzünde dengesizce yayılıyordu.
Napacağını bilemeyeceğin bilgi
Rapt, Arapça rabṭ (ربط) kökünden geliyor: bağlamak, bağlanmak, iliştirmek. Rabıta, raptetmek, raptolmak.
10. Pedantik
Kelimenin kendisi alenen beni çiğ çiğ ye ve yutmadan tükür diyor. Bilgisini veya ayrıntı merakını gereğinden fazla gösteren; küçük ayrıntılara ve kurallara aşırı takılan; bilgiçlik taslayan kişi veya tutum. Pedantik kelimesinin kendisi pedantik. Ya “titiz”in gölgesi ya da yerinden kalkmayan bir kaya parçası.
Öylece oku geç bilgi
Fransızca pédant, İtalyanca pedante üzerinden geliyor. Daha geride Orta Çağ Latincesi paedagogans / paedagogus ve Eski Yunanca paidagōgos (“öğretmen, çocuk terbiyecisi”) ile bağlantılı.





İnanılmaz..